Yazan: ikitepe Ekim 3, 2008
Günlerden cumartesi, ramazan ayına girilmesine iki gün var…Hava açık, ve insanın içini ısıtacak kadar…
Ve o günde memuriyetini Yozgat’ta yapmakta olan bir arkadaşımızın babasının tayininin çıkması dolayısıyla Yozgat’ı terk-i diyar ediyorlardı…Ve o gün eşyaların evden kamyona taşınması için çağırdığımız iki hamal ve biz yani arkadaşım, abisi,üç aradaş daha eşyaları vargücümüzle taşıyorduk kamyona…
Hamallardan birisi, diğeri zaten kamyonun üzerinde getirilem eşyaları istif ediyordu, işin ilmini de bilmesinden ötürü güç kuvvet yetmeyecek gibi duran dolapları, kanepeleri sırtına yüklendiği gibi aşağı tek başına indiriyordu.Biz gençlere de ”işi bilmeyen gençlere” ufak tefek eşyaların indirilmesi kalıyordu.
Ve o indirişlerde kendisi yorulsa da alnından terler aksa da gömleği terden yaş olsa da durmak bilmeksizin ve hiç ahlanıp puflanmadan ve onun yanında gülümseyerek dolu inip boş çıkıyordu.Nitekim eşyaların hepsini kamyona yerleştirdikten ve en son olarak boş evin kapısını kilitledikten sonra birer soğık su içip işi bitirdik sonra da hamala teşekkür edip emeğinin karşılığını ödediken sonra da arkaaşları yolcu ettik.
Günlerden cumartesiydi yine, hava soğuk insanın üşümemesi elde değil ramazan ayının sonuna yaklaşıp bayrama kavuşmamıza üç gün var…Akşam üzeri saat 16:00 civarları pide almak için çarşıya doğru giderken pide fırının önünden geçerken tam o sırada gözlerinde büyük bir umutsuzluk ve dertlilik gördüğüm bir adam..
Evet o adam sözünü ettiğim hamaldı…Bayrama üç gün var ve o adam büyük bir çaresizlik ve ne yapacağını bilmez bir halde evine doğru gidiyordu…
Siz düşünün gerisini de neden buadam bayrama üç gün olduğu halde çaresiz ve umutsuz….
Yazı kategorisi: Kendi Yazılarım | Etiketler: hamal, kamyon, memur, ramazan, yozgat | » yorum bırak;
Yazan: ikitepe Ekim 3, 2008
Yazı kategorisi: Kendi Yazılarım | Etiketler: erkek, gece, kadın, nadir, sadakat | Yorumları görüntülemek için parolanızı girin
Yazan: ikitepe Eylül 29, 2008
Beyaz bir kağıt tertemiz yüreğimizin olmadığı kadar belki de tüm duygularımızı içtenlikle aktarabileceğimiz utanmadan sıkılmadan yazabileceğimiz tek yer.Öyle anlar oluyor ki insanlarla yüzyüze iken duygularımızı dile getiremiyoruz.Böyle analrda kağıtlar beyaz kağıtlar imdada yetişiyor ve oralara aktarıyoruz herşeyi.Bu düşünceler olumsuz olabileceği gibi olumlu düşünceler de olabiliyor.Örneğin bir sevgiliye söylenemeyen duygular mektupla ifade edilebiliyor söylenebiliyor.Yüreğimiz bzen söyleyemiyor yüz yüze olduğumuz zamanlar ama kağıtlara tüm içtenliğiyle aktarabiliyor.
beyaz bir kağıt tertemiz yüreğimizin olmadığı kadar….
Yazı kategorisi: Kendi Yazılarım | Etiketler: duygu, kağıt, kelem, yüreğimiz | » yorum bırak;
Yazan: ikitepe Eylül 23, 2008
Tren yolculukları nedense bana başka duygular hissettirir.O eski türk filmlerinden kalma bir his mi bu bilemem ama orada ki yolculuklarda ”bir sevgiliye veda etmek”, bir aker uğurlamasında ona el sallamak, hayatta çoğu şeyi paylaştığın dostum dediğin kişileri uzaklara yollamak….
Haydarpaşa’dan İstanbula adımını atan ve ilk defa denizle tanışan anadolunun o masum insanının yolculuğunu anlatır tren yolculukları.Maddi olarak uygunluğundan mıdır nedir bilmem (büyük ihtimalle ondandır) hep trenlerde anadolulu dediğimiz, o içtenlik kokan, samimşyet kokan havalarında muhabbetleri de çok içtendir hiç bir yalan ve abarto yoktur.Bir kompartıman içinde aynı yöne doğru hareket eden ama birbirlerine yabancı olan kişilerin kaynaşması ve sohbetleri oldukça keyif vericidir.
Geçenlerde Ankara’ya gelen ve üç-beş gün kalan arkadaşımı tekrar memleketine trenle uğurlamak istedim ve bir gün öncesinden gece saat:03:15 e bilet aldık.Ve biraz başka işlerimizi hallettikten sonra tren saatini beklemeye başladık.Ben o yolcu edeceğim arkada ve benim ev arkadaşım üçümüz birlikte gece saat 11:00 gibi çıktık dışarı ve ağır ağır yürüyerek ankaranın sessiz ve sakin gecesinde yürümeye başladık tren garına doğru.Ağır ağır yürürken sohbet de git gide koyuklaştı ve yarı yola geldiğimizde az dinlenelim dedik ve trenin hareket etmesine de daha vardı bir yere oturduk ve sohbetimize devam ettik.sohbetimizin içeriğiyde malum öğrenciydik ve öğrencilik yıllarından gelecek planlarımızdan kendimiz, ailemiz ülkemiz için nasıl faydalı olabileceğimizden konuştuk.Lise yıllarımızdaki maceralarımıza gittik.Anlayacağıız şöyle bir hayatımızı süzgeçten geçirmiş olduk.
Oturduğumuz yerde baktık ki bayağı bir zaman kalmışız kalkkık ve yürümeye başladık.Tren garına vardığımızda trenin kalkmasına yaklaşık 45 dakika kadar vardı.Dışarı oturduk bu seferde sohbetimizin içeriği dünya düzeninin ne kadar mükemmel olduğu yerde giden karıncanın şu hayat içerisinde ne kadar önemli rolünün olduğu, izlediğimiz belgeselllerdeki o canlıların ve düzenlerinin ne kadar mükemmel işlediği konularından yine bir hayli çene sarf ettik …
Baktık ki saatimize trenin kalkmasına on sakika var ve yavaş yavaş içeri geçtik ve arkadaşı kompartımanına yerleştirdik.İçeride birbirini tanımayan kişilerin olduğu 7 kişilik bir grup vardı aralarına arkadaşım da katıldı ve hemen sohbet başladı okuyor musun nerelisin gibisinden ve böylece onunla vedalaştıktan sonra onu bıraktık orada…
Biz de arkadaşımızla tekrar dönerken hiç konuşmuyorduk bu sefer sadece düşünoyrduk….
Ebubekir YILDIRIM
Yazı kategorisi: Kendi Yazılarım | Etiketler: tren, yolculuk | » yorum bırak;